istanbullite.com

NOSTALGIC WRITINGS BY AN ISTANBULITE © Since 2002

ANASAYFA/HOME ↓

ABOUT US/BIZ KIMIZ ?

ISTANBUL&TURKEY TRAVEL

ISTANBUL TRANSPORTATION

LIVE TURKISH TV AND MEDIA

USA MILITARY IN TURKEY

PRESIDENT OBAMA'S TRIP

NEWS FROM COLUMBUS,OHIO

LINKS

CONTACT US/İLETIŞİM

ISTANBUL SUR-ICI ↓

YEDI KULE ZINDANLARI

KAYBOLAN KIR TEPEBAG

SEHZADEBASI DIREKLERARASI

LALELI BABA

MIHRIMAH CAMILERI

CEVIZAGACI- GOTLAR SUTUNU

TEKFUR SARAYI

ISTANBULUN ALTI 1,2

ISTANBULUN ALTI 3,4

SUMBUL EFENDI

MILION TASI

HALICTE BIR VAPUR GEZISI

KOCAMUSTAFAPASADAKI KOSK

ISTANBULUN 77 ISMI

ISTANBUL TURBELERI/TOMBS

ARA GULER'S ISTANBUL

7 TEPE 700 CAMI ISTANBUL

AHMET SARACBASI EFENDI

ISTANBUL SUR- DISI↓

BOSTANCIDAKI BEYAZ KOSK

BALIK UZERINE LAKIRDI

GOKSU DERESI

SAHIL YOLUNDA SABAH

BIR TEPE, BIR KALE

CARPISAN KAYALAR

ISTANBULLU OLMAK

KANDILLIDE BIR GECE

SHOW ME BIG MONEY

SAIRLER SOFASI

HIKAYELI RESIMLER

1CE UPON A TIME ISTANBUL

ISTANBUL ICI-DISI ↓

6 MERMER 23 TILSIMLI TAS

HAYDARPASANIN ÖYKÜSÜ

YILDIZ KORUSU

HUNKAR'A GIDELIM

IBRAHIM PASA SARAYI

ABBAS AGA PARKI

TOPKAPI ANIT MEZARLARI

SULEYMANIYEDE BIR GEZI

BEYAZIT KULESI

HARBIYE NEZARETI

ARCADIUS'UN SUTUNU

HAYDARPASA KIRIM MEZARL.

OSMANLI EFSANELERI

BIZANS VE KURULUS MITLERI

TARIHTEN KAPAKLAR ↓

ATATURK ALBUMU

1953 DE ANIT KABIR

10 KASIM 1938

ATATURK'UN BINMEDIGI UCAK

ATATURK TBMM KONUSMASI

ATATURK'U ANLAMAK

ATATURKUN EVI VE MEKTEBI

ATATURK'UN AKARETLER EVI

ATATURK MUZE KOSKU

HEYBELIADA DENIZ LISESI

INONU DENIZ LISESINDE1934

INONU HARPOKULUNDA ,1942

VEKILLER VE RESMIGECITLER

BU ANZACLAR NEREDE?

RUYA

CANAKKALE, TRUVA

BOSTANCIDA BIR NIŞAN

JAPONLARIN 1934 ZIYARETI

GOLCUK VE YAVUZ-HAVUZ

GAZOZ KAPAKLARI:ANI/OYKU

METEOR CUKURU

MINIBUS SOFORU ZEYNEL

ANTIPHELLUS BALIKCISI

BIR EGE DILBERI

BIR RUYA

ASOSDA BIR GUN

TWILIGHT ZONE

BEN SERVISCIYIM ABI

BIT PAZARINA NUR YAGDI

VATMAN ALI BEY

ADAM

BIR KARANFILLI ADAM

KINDER HEIM

ZULAL

YESIL KAPI

GENC OSMAN MONOLOGU

DENIZ YILDIZININ OYKUSU

ŞEREF STADI (SOCCER)

CHAMPION BESIKTAS

BESIKTAS STADIUM & FANS

A VISIT TO INONU, 2011

WITH BJK PLAYERS OF 2011

BJK NEVZATDEMIR FACILITY

BESIKTAS'S USA TOURS

SAMPIYONLUKLAR MIMARI

Q7,GUTI&IVERSON

KAYA KAPTAN

DR. VEDII TOSUNCUK

BJK VE CIRAGAN SARAYI

1964 ALI SAMI YEN ACILISI

ELLI YIL SONRA PRATER'DE

PANTER KALECI

ESKI BIR MILLI MAC

KARANFILLI ADAM

BIR YASAM TARZI

TEMİZ FUTBOL

BERLIN PANTERI

SARI LACIVERT

INSIDE FENER STADIUM

YUSUF ILE SANLI

PASKAL VE BJK FORMASI

KUCUK AHMET

DEMIROREN'E ACIK MEKTUP

GUVEN ONUT

BABA BOSQUE

HELE HELE SERGEN KAPTAN

TAKSM KIŞLASI CIRCA 1925

GELINCİK TARLALARI

CESITLI KAPAKLAR ↓

1942 DE EN UZUN YOLCULUK

PARIS GOZLENIMLERI

MAHMEDET HOCA

SOLUK MAVI NOKTA

OSMANLI TOKATI VE HIGH 5

HIZIR ILYAS

29 TESRIN

GAZOZ KAPAGI (ORIJINAL)

COLA TURCA

HARICTEN GAZEL

I-LOG

FEBRUARY 2012

ANNEMIN SANDIGINDAN

JANUARY 2012

DECEMBER 2O11

NOVEMBER 2011

OCTOBER 2011

SEPTEMBER,2011

AUGUST 2011

JULY 2011

JUNE,2011

MAY,2011

APRIL, 2011

MARCH, 2011

CAPS IN ENGLISH ↓

LYCIAN CITIES OF TURKEY

1937 BERLIN LETTERS

SULTAN SULEIMAN

TURKEY&THANKSGIVING

EINSTEIN'S PLEA TO TURKEY

TURKISH HELP TO IRISH

ATATURK-ROOSEVELT LETTERS

FLAG RAISING CEREMONY

RENAISSANCE MAN

"NOAH'S ARK" OR IS IT ?

STORY OF SANTA CLAUS

FATHER OF ANATOLIAN POP

STORY TELLER OF ANATOLIA

TURKISH COFFEE

DOWN CAFE

ECEVIT IN NEWYORK 2002

SUKI, OUR CAT

HERR WAMLEK

ISTANBUL STORIES ↓

ZEYREK MOSQUE& MONASTERY

COLUMN OF THE MARCIANUS

TRUE CROSS IN ISTANBUL ?

ISTANBUL MYTHS IN ENGLISH

LEGEND OF LEANDER'S TOWER

77 NAMES OF ISTANBUL

7HILLS 700MOSQUES ISTANB.

7 Churches of Anatolia

ISTANBUL VIDEOS

PANAROMIC TOURS/SANAL TUR

CARTE POSTALE NOSTALGIA↓

KARTPOSTAL TURKIYE32-1944

MY MOTHERS ISTANBUL YEARS

MY FATHER'S BERLIN 1937

GERMAN WEHRMACHT 1937

POSTCARDS USA 1944

CARTOLINA POSTALE ITALIA

C.POSTALE EUROPA 1937-946

POST-CARD EGYPT 1942

POSTCARD, MIDDLE EAST

DIYARBAKIR 1955

SOUTH EASTERN TURKEY 1955

ANKARA&ISTANBUL 1956

PARIS 1956

JUKE BOX NOSTALGIA ↓

1957-1960 POP

1960-1970 POP

TURKISH MUSIC PORTAL

PLAY FOR THE NATURE

PHOTO ALBUMS TURKIYE ↓

ADALAR/PRINCE ISLANDS

ISTANBUL PICTURES

ISTANBUL TOP TEN MUST SEE

ISTANBUL FERRY LANDINGS

ISTANBUL BAZAARS

BOSPHORUS, ISTANBUL

A GOLDENHORN FERRY TRIP

BEYOGLU PICS

BODRUM

KAS,KALKAN,DEMRE

ALANYA

DALYAN, GOCEK, FETHIYE

ANKARA

TWIN BEAUTIES/IKIZGUZELLE

PHOTOS of USA & WORLD ↓

LAS VEGAS

LAKE MEAD,NEVADA

PHILADELPHIA

PARIS

BOSTON

CHICAGO

ITALIA

LONDON 1967

INDIA/NEPAL

CARIBBEAN ISLANDS

DARFUR/SUDAN

SANFRANSISCO AND MONTERY

SAN ANTONIO, TEXAS

San Diego

NEW ORLEANS

NEW YORK

PENNSTATE

PRESIDENTS & KINGS TOMBS

FLAG RAISING IN COLUMBUS

ISLAND OF KOS VIDEO

AILE/FAMILY BLOG ↓

OZMERAL MATERNAL F. TREE

LAMIA&HAMZA VIDEO 1999

OZMERAL PATERNAL F.TREE

DURUPINAR MATERNAL F.TREE

DURUPINAR PATERNAL F.TREE

BABY MADISON FABLE

BABY TAYLOR FABLE

TAYLOR BABY&TODDLER YEARS

ESRA PINAR FILES

WEILS' WEDDING AND HOUSE

ASLI'S SHOWERS 2008-2009

FAMILY HOLIDAY PICTURES

ANNEM

MY MOTHER LAMIA

ANNEMIZ LAMIA

LAMIA HAMINNE AND TAYLOR

DOGUM GUNU,ANNELER GUNU

"EVIM/HOME"

NOSTALJI TRENI

LIFE OF MY FATHER

REUNITED/ONLAR KAVUSTULAR

SON CINAR BULENTSARACOGLU

i-FOOD

STREET FOOD

GOLDEN CORRAL COLUMBUS

Translate
  Bookmark and Share
SÜTLÜCE ISKELESI
KIRMIZI MEKTEP
HALİÇTE BİR VAPUR GEZİSİ

İstanbul’da yaşayan her insan muhakkak en asağı bir kere vapurla Boğaz turu yapmıştır. Ama aynı şeyi Haliç için söyleyebilirmiyiz?  Son yıllara kadar Haliç, hep o tepeden seyrettiğimiz, içinden vapurla hiç bir zaman geçmediğimiz, altında Bizanstan kalma gemiler ve hazinelerle dolu, ama son derece pis kokan durgun bir su kanalı diye düşündüğümüz  bir beldedir. Eskilerin Altın Hançer, batılıların Golden Horn adını verdiği, Bizansın zincirle ağızınıi kapadığı, Osmanlının üzerine üç kere  köprü diktiği bu esrarengiz yarı göl hep ilgimizi çekmiştir. Çocukluğumda üstünden yüzlerce defa gectiğim, tramvayların, balıkçı lokantalarının, Uzun Ömerlerin, kitapçı dükkanlarının  Galata Köprüsü bundan on yıl kadar önce bir yangın sonucu tarihe karışmıştı. Son yıllarda, yerine eskisi kadar güzel olmayan yeni bir kopü yapılmış, Haliç'in temizlenmez denilen suları arıtılmış ve burası içinde bin bir çeşit balığın yasadığı, Boğaziçinin akıntısının devam ettiği bir uzantı haline getirilmişti. Işte bundan da cesaret alarak eski bir Istanbullu olarak Haliçi denizden geçmek ve vapurla gezmek bana son derece cazip bir tasarım olarak görünmeye başlamıştı.


Günlük güneşlik güzel bir Eylül günüydu.İşte bugün, Haliç gezisini gerçekleştirmek için vapurla Kadıköy den Eminönü'ne geçtim. Yeni Galata Köprüsünün Yeni Cami tarafindaki alt geçitin'den geçip Eyüp vapuru'nun kalktığı İskele'yi aramaya koyuldum.


Buradaki alt geçit ve civarı adeta binlerce insanin bir yaşam uğraşışı verdiği bir yeraltı şehrini andırıyordu. Aşağıya inen merdivenin'in iki yanındaki duvar kenarları günlük rıskını çıkarmak isteyen insanlar tarafindan parsellenmişti. Bu kalabalık, asağıdaki pasaj içersindeki dükkanların önüne kadar taşıyordu. Burada satıcıların sesleri, dükkanlardan gelen arabesk müzik, lahmacun ve kebap kokuları birbirine karışıyor, sanki uyumlu bir kargaşa yaşanıyordu. Bu satıcılar içersinde kimler yoktu ki ? ; Lahmacuncular, sucular,simitçıler, tarak ve kol saati satanlar, bilezik ve incik boncukcular, korsan cd ve teyp satıcıları, ayakkabı boyacıları, kilonuzu tartan boyunuzu ölçen yaşlı kadınlar, oyuncak helikopterleri  başınızın üzerinden uçuran oyuncakçılar, Milli Piyango satıcıları,İlhan Mansız'in formasını satan formacılar ve bunların arasında yolunu açıp işlerine gitmeye çalışan binlerce İstanbullu ve şaşkın şaşkın bu cümbüşü seyreden turistler.


Vapurun kalkmasına bir saate yakın zaman vardı. İlk olarak daha önce üzerinde hiç yürümediğim Yeni Galata Köprüsü üzerinde dolaştım. Köprünün her iki yanında  uzun balık oltaları ile sıra sıra dizilmiş ve adeta köprüyü adım adım paylaşmış insanlarla doluydu. Bunlar içersinde balık tutmaya çalışan Japon turistler bile vardı. Bir  müddet bu amatör balıkçıları seyrettikten sonra, Mısır Çarşısının yanından Yeni caminin arka tarafındaki  çiçek  ve tohumculara doğru yürüdüm. Burası ezelden beri İstanbul bahçelerinin çiçek ve sebze tohumlarını karşılayan dükkanlarla doluydu. Burada soğanlı çiçekler, köklü saksı çiçekleri ve kesilmiş sap çiçekleri, her türlü sebze ve zerzevat tohumları ve soğanları teşhir ediliyor ve şehrin dört yanından gelen müsterilerle dolup taşıyordu . Bu dükkanlar, Mısır Çarşısının dış duvarları boyunca yan yana sıralanıp, adeta bir çiçek bahçesi gibi devam ediyordu. Bu bahçede saksılar içinde kırmızı beyaz karanfiller, pembe ve sarı sarmaşık gülleri, eflatun mor ortancalar,  manolyolar ve  fulyalar ve vişne cürüğü fesleğanlar, sümbüller ve zerrinler insanın göz ve renk zevkini okşuyordu. Bir müddet çiçekçi dükkanları arasında dolaştıktan sonra, Mısır Çarşısının öbür duvarı dibinde ki peynir ve şarküteri ürünleri satan dükkanların önünden Otobüs duraklarının bulunduğu alana doğru karşıya geçtim ve Haliç -Eyüp vapuru iskelesine doğru indim.


Vapur iskelesi, geçen yüzyılın başından kalma ahşap, minyatür küçük bir yapıcık. Itinayla mavi beyaza boyanmış. Ön kısmında tek kişinin sığabileceği küçük bir biletçi kulübesi, hemen yanında tek bir turnike. Tahta iskelenin yanındaki mavi boyalı demir parmaklıklar kırmızı ,beyaz sardunya saksıları ile süslenmiş. Devasa bir traktör lastiği ahşap bina ile demir iskele arasında denize sarkmış bir tampon görevi yapıyor.


Üsküdar'dan gelen Haliç Vapuru, Boğaziçi vapurlarına kıyasla oldukça küçük. Adeta, bir maket vapur. Bilet ücreti  Eyüb'e kadar gidiş donuş iki simit parası kadar. Öğlen saat on bir buçuk, topu topu beş altı yolcu vapura bindik. Yukarıya güverteye çıktım. Yanımızdaki sıralarda ellerinde harita ve rehber kitapları iki İspanyol kız, yanındaki sünnet çocuğunu Eyüp Sultana götüren başörtülü bir hanım, birde yetmiş yaşlarında gösteren gür beyaz saçlı ve pos bıyıklı bir adam.


Vapur hiç beklemeden zamanında kalktı. Eyüb'e kadar gidiş dönüş bir saat sürecek. Ben ayağa kalktım, hem hayran hayran Haliçin eskisine göre temizlenmiş durgun suyunu seyrediyorum, hemde tarihi yapıların resimlerini çekiyorum. İşte solumda İstanbulun yedi tepesinden birinde yükselen Mimar Sinan'ın şaheseri Süleymaniye Camii, hemen berisinde Beyazıd Kulesi, biraz daha aşağıda iki minaresi ile başka bir tepeyi süsleyen Fatih Camii, Valens Kemerleri,  adeta bir resmi geçit yapıyorlar. Bu kemerlerin biraz önünde ve ismini çıkaramadığım bir baska caminin hemen yaninda Aya Ireni’ye benzeyen bir yapı görünüyor. Zaten Haliç'in en büyük özelliğide her üç dinden insanlarında burada yüzyıllarca iç içe yaşayıp ibadetlerini sürdürmüş olmaları degilmi?


Yanımdaki yaşlıca adam, elindeki Cumhuriyet gazetesini okuyor ve bir taraftan da sigarasını tütürüyor. Eski bir denizci veya balıkçı olmalı, elleri koca koca. Belliki bu eller ya toprakla çalışmış yada , denizden balık ağları çekmiş. Yüzü bakıra çalan bir renk. Kara çerçeveli gözlüğünün altında ki çakır mavi gözleri, beyaz ve hala gür karmakarışık saçları ile, hem yaşından daha genç gösteriyor hem de görmüş geçirmiş bilge bir kişi izlenimini veriyor. Benim resim çektiğimi görünce, "Zeyrek Camii'nin resmini çekiyorsunuz galiba " dedi.  Ben ise" hayır şu kilesiye benzeyen binayı çekiyorum" değince güldü ve haklısınız orası hem kilise hemde camidir dedi ve hikayeyi anlattı.


Bu yapı 12. yüzyılda İmparotoriçe İrene tarafından yapılmış. İmparatoriçe ölünce kocası bunun hemen yanına Meryem Ana adına ikinci bir kilise yaptırıyor. Fakat bu iki kilise birbirine o kadar yakınki, İmparator Komnenos üçüncü bir kubbeli kilesi ile, ilk iki kiliseyi birleştiriyor. Fatih İstanbulu aldıktan sonra burayi Zeyrek adlı bir Molla'nın emrinde cami ve medreseye dönüştürüyor. Bugün bile Ayasofya'dan sonra hacim olarak en büyük sayılabilecek üçlü kilisenin bir kısmı Zeyrek Camii olarak görev görüyor. Kilise olarak kalan kısmı oldukça metruk bir halde.


Vapurumuz Unkapanı köprüsünün altından geçmiş,  Haliç'in kurşuni sularında yoluna devam ediyordu. Biraz ötede eski Galata köprüsünün yangından kurtulmuş kısmı Haliç'in kıyısına çekilmiş, eski günlerden kalmış cansız bir hatıra olarak yanından geçenlerin dikkatini çekiyordu. Yanımdaki yaşlı adama buraları nasıl tanıdığını, buralı olup olmadığını  sordum.


Hayatım Haliç ve civarında geçti diye başladı. Dedeleri on dokuzuncu yüzyılda Trabzon' dan gelip Balat'a yerleşmişler. Büyük dedem, Laz civanı heybetli bir adammış. İstanbula ilk geldiğinde,  Kasımpaşa'da bekar uşaklarının kaldığı  Debbağhane odalarından  birine kapağı atmış. Girmediği meslek,  yapmadığı iş kalmamış. Bir müddet Eminönü - Fener arasında kalyonculuk yapmış, kürek çekerek  yolcu taşımış . Sonraları bu işten bıkınca, Fenerdeki İskele gazinosunda garsonluğu denemiş. O zamanlar "Kazıklı Gazino"  diye de bilinen bu gazino zamanının beylerinin,  paşalarının rağbet ettiği bir kaçamak yeri imiş. Burada hem saz, söz ve çalgı alemleri yapılır hemde biraz demlenilirmiş. Burada başlayan alemler daha sonra  hanımlar eşliğinde  Kağıthane deresinde devam edermiş.


Babam üç kardeşden en küçüğü imiş. Fenerde yaşarken bir Rum kızını sevmiş, ailelerinin muhalefetine rağmen evlenmişler. Annem zamanla Müslümanlığıi benimsemiş. Hayatı'nın son demlerinde beş vakit namazında dinine çok bağlı bir kadındı. Babam yıllarca Eminönünde, Denizcilik Bankasının yanında ki Suraski Magazasında elbise satıcısıi olarak çalıştı. O zamanlar, Istanbul'daki özel okulların bütün formaları, kasketleri bu mağazada satılırdı…diye devam etti. Ben, tam sen ne iş yapardın diye soracakken, o sanki bunu anlamışçasına lafı değiştirdi ve Fener kıyısındaki çok alımlı Kilise'ye işaret ederek, Bulgar Kilisesinin hikayesini bilirmisin diye sordu.


Kıyıda, eskiden sebze halleri ve köhne binalar arasında dikkati çekmeyen bu bina, şimdi etrafı açılmış , bir tarihi abide olarak ortaya çıkmıştı. Kurşuni,  nefti karışımı rengi ile , hem Haliç'in suları, hemde beyaz parmaklıklı bahçesinin içindeki yeşil meşe ve çınar ağaçları ile güzel bir uyum sağlıyordu. Bina'nın  ondokuzuncu yüzyılın neo gotik tipi tarzı ve  İstanbul'daki kiliselerde pek görünmeyen, çan kulesi ile çok özel bir görüntüsü vardı. Yaşlı adam anlatmaya devam etti. On dokuzuncu yüzyılın başlarında, Fenerde yaşayan Bulgar azınlık, idari bakımdan Osmanlı, dini bakımdanda Ortadoks Rum Patrikliğinin egemenliği altındaymış. Kendi kiliselerinin olmamasından yakınan Stefan Zveti adlı bir Bulgar rahip,  zamanın padişahına burada bir kilise kurmak için izin istemiş. Padisah'da eğer kiliseyi bir ay içersinde yaparsanız, size  müsade  veririm demiş. Bunun üzerine, Rusyanında yardımı ile kilise demir dökümden Viyana şehrinde inşa edilmiş. Aslında kilisenin yapılması üç seneyi aşmış. Sonunda  çelikten yapılan bolümler, Tuna nehri yolu ile Karadeniz üzerinden, İstanbul'a  getirilmiş ve tam bir ay içersinde  Fener kıyısında ki yerine  monte edilmiş.

                                                     


BULGAR KILISESI

Vapurumuz iki kıyı arasında mekik dokurcasına gidiyor, Fener, Balat, Sütlüce, Kasımpaşa, Hasköy iskelelerinde duruyordu. Bu iskelelerin hemen hepsi mavi, beyaz boyalı küçük maketlere benziyordu. Vapur iskele'ye yaklaşınca, içeriden çikan bir memur, kendisine atılan halatı demir duba'ya bağlıyor. Vapurdan, iskeleye uzatılan merdivenden elinde plastik poşetli bir kadın kıyıya geçiyor, iki genç delikanlı aynı merdivenden vapura biniyordu. İskelenin hemen yanında kırmızılı, mavili ve yeşilli renkleri  ile kıyıya çekilmiş birkaç sandal, toprak saha üzerinde top koşturan küçük bir çocuk, denizin üzerindeki setteki bankın üzerinde oturmuş vakit öldüren beyaz sakallı bir ihtiyar, bu sakin tabloyu  tamamlayan unsurlardı. Gözümü ister istemez bu manzaradan çekip, tepelere doğru bakmaya başladım. Burası birbirine yapışıkçasına bitişmiş binlerce ev ve apartmanlarla doluydu. Dört beş katı geçmeyen mavi , sarı badanalı bu konutların gerilerinde,  dikkatli bakılınca,  sur kalıntıları ile çevrili olduğu görülüyordu. Ama bu binalar içersinde öyle büyük ve değişik bir bina vardık , uzaklardan bile hemen dikkati çekiyordu.  Kırmızı tuğla dan yapılmış adeta İskoçya daki şatoları andıran, enine geniş bu yapının orta kısmı, bir kule ile gökyüzüne doğru uzanıyordu. Kulenin kubbesi yeşile kaçan gri kiremiürk bayrağı ile süslenmişti. Burası olsa olsa Rum Patrikhanesi olmalı diye düşünüyordum'ki , yaşlı dostum sanki düşüncelerimi okurcasına anlatmaya başladı.


Çocukluğumun büyük kısmı Fener'de geçti. Anne tarafim Rum olduğundan, hem Rum akrabalarım , hemde arkadaşlarım çoktu. Hele  Pandelli diye bir arkadaşım vardiki kendisi ile çok yakındım. Şu gördüğün kırmızı bina Rum Erkek Lisesidir. Pandelli orta ve lise eğitimini bu okulda yapmıştı. O zamanlar, bu okulun içerisi bana ne kadar enteresan gelirdi.Yüksek tavanlı salonları Yunan mitoloji ve tanrılarını simgeleyen heykeller ve yağlı boya tablolar süslüyordu. Okulun büyük kütüphanesi  tavanlara kadar eski Yunan ve Bizans eserleri ile doluydu. Hiç unutmam 1950 li yılların başında idik. Zamanın başvekili Adnan Menderes, Rum Ortodoks Patriği Athinogras'a bir nezaket ziyareti yapacaktı. Pandelli ile krmızı mektepte buluştuk. Mektep'ten şu aşağıda gördüğün, Patrikhaneye giden yolun iki yanı,  ellerinde Türk bayrakları,  binlerce ilk okul öğrencisi ile dolmuştu. Patrikhanenin kapısında siyah cübbeli,  beyaz uzun sakallı papazlar görünüyordu.Bu papazların çoğunun boynunda, altın zincirli haçlar ve takılar vardı. Kimisinin üzerinde mor renkli ve altın yaldız işlemeli pelerinler görülüyordu. Sonunda beklenen an geldi. Siyah kırmızı plakalı Cadillac,  Patrikhanenin kapısında durdu. Arabadan önce başvekil yardımcısı Ahmet Salih Korur indi. Arkasından başvekil  Adnan Menderes çıktıi. Üzerinde çizgili  lacivert bir elbise vardı. Ceket cebindeki beyaz bir mendil, lacivert üzerine beyaz puntolu şık bir kravat ve arkaya itinayla taranmış siyah saçlar. Menderes, kendisini kapıda karşılayan Patrik Athinagrosu görünce, yüzüne güzel bir tebessüm yayıldı. Iki lider el sıkıştılar ve Patrikhane'nin demir kapıları arkalarından kapandı. Bu benim Menderes'i ilk ve son görüşümdür.


Yaşlı adam cebinden çıkardığı sigara paketini bana uzattı, benim almadığımı görünce kendisi bir tane yaktı ve anlatmaya devam etti. Aslında Menderes insancıl ve hoş görülü bir insandı. Bu patrikhane ziyaretini, muhalifleri senelerce dillerine sakız ettiler ve kendisine karşı kullandılar.  Kim derdi ki, böyle iyi niyetle ise başlayan Menderes sonunda darağacına gidecek. Zaten Osmanlı ve yakın Cumhuriyet tarihi binlerce  idam ile dolu değilmi?


Şu Kırmızı Mektebin biraz aşağısında  gördüğün Patrikhanede, 1821 yılında böyle bir idama şahit oldu. Bugün bile Patrikhanenin üç büyük kapısından ortancası siyaha boyalı ve kilitlidir. O zamanki Patrik 5. Grigorious Mora doğumlu imiş. İkinci Mahmut zamanında, Morada ilk Yunan isyanı başlayınca, Padişah Patrik'den şüphelenmiş. Aslında Patrik 5. Grigorious  isyancıları kınayan  bir aforozname yayınlamış ve padişaha bağlılık fermanını Bostancıbaşına sunmuş. Ama bu barışçı beyanname, ne isyanın bastırılmasına, nede İkinci Mahmut'un şüphelerini gidermeye yetmiş. Paskalya ayininden sonra Saraydan gelen çavuşlar Patrikhane'nin büyük kapısı önüne kurdukları darağacında Grigorius'u asmışlar. Üçc gün üç gece burada kalan yaşlı patriğin cesedini birkaç Yahudi vatandaş  Haliç kıyılarına sürüklemişler.  Adet olduğu üzere ayağına taş bağlanan ceset, şu gördüğün yerden Haliç'in sularına bırakılmış. Gene rivayete göre ceset taşdan kurtulmuş ve su yüzerine çıkmış. Haliçten geçmekte olan Rum asıllı Rus gemicileri cesedi gemilerine çıkarıp Odesa limanına götürmüşler. Burada yapılan dini törenlerden sonra  5. Grogorious sonunda Atina’da toprağa verilmiş. O gün, bugün de Rumlar kendisini bir Aziz  olarak kabul ederlermiş.


Ben bu hikayeleri pür-i dikkat dinlerken, vapurumuz Eyüp iskelesine yanaştı. Yaşlı adam kalktı, bana iyi günler diledikten sonra elindeki paketi ile vapurdan inerek gözden kayboldu. Vapur burada onbeş dakika mola verdikten sonra aynı güzergahtan geri dönecekti. Güverte'ye gelen çaycıdan aldığım çayı yudumlarken etraftaki güzelliği seyretmeye koyuldum. Eyüp koyu temizlenmiş, üzerindeki balıkçı kayıkları ve tekneleri ile adeta Bebek koyuna benzemişti.  Ilerideki tepelerde adeta papatya tarlalarını andıran Eyüp mezarlığı gözüküyordu. Altın hançerin sağa doğru kıvrıldığı yerde, iki küçük adacık yemyeşil bir doğal park haline dönüştürülmüş, nadide kuşların, leyleklerin, yabani kazların serbestçe yaşadığı bir alan olmuştu. Vapura Eyüpten beş altı kişi bindi. Bunların birkaçı belli ki Eyüp Sultan Camii ve Pier Loti Kahvesinden gelen turistler ve İstanbula işe giden Eyuplülerdi. Geriye dönerken eski mezbahanın olduğu yere yapılan Kültür Sarayı, Sütlüce'deki Rahmi Koç müzesi, İkinci Mahmut'un yaptırdığı Feshane, Taşkızak Tershanesi , Kuzey Deniz Saha Komutanlığı gibi tarihi ve çok güzel tesislerin önünden geçtim. İster istemez, ne iş yaptığını bile öğrenemediğim yaşlı adam dönüş yolunda da olsa kim bilir ne hikayeler anlatırdı diye düşündüm.


Cem Ozmeral

24 Subat 2003,

Columbus , Ohio

                                                     


BACK TO TOP/EN BASA
NEXT/BIR SONRAKI
BACK HOME/ANA SAYFA

                                                                                               

                                                                                                       Page copy protected against web site content infringement by Copyscape                            
                                                                                              ©2011.All rights reserved        

Website powered by Network Solutions®