Atatürkün düşünce ve davranışlarının özünü anlamaya çalışmak zordur. Daha doğrusu, o bugün yaşasaydı belirli konularda günümüzün şartlarına göre nasıl düşünürdü diye yorum yapmak insanların kolayına gelir. Bu yorumlar yapılırken, toplumun “muhafazkar” bölümü bazen onun görüşleri kendilerininki ile bağdaşmadığı için onu tenkid ederler yada o sanki hiç yokmuş gibi davranırlar. Onlara göre "Gazi Mustafa Kemal" vardır ama "Atatürk" yoktur. Gene ayni görüşdeki kişiler bazen de tam tersi, kendi görüşlerini pekiştirmek için, “ama bakın Atatürk bile böyle yapmıştı” diye, bir anda Atatürk’ü kabulenirler. Tabi burada yapılan hata bir taraftan zamanın şartlarını göz önüne almamak, diğer taraftanda Atatürkün söylev ve demeçlerinin özünü anlamamaktan yada anlamaya çalışmamaktan kaynaklanır.
Toplumun diğer bir kesimi, bu yazıda onlara “liberal” görüşlü kesim diyelim, ayni muhafazakarlar gibi kendi fikirlerini kanıtlamak için onu dogmatik bir görünüme sokarlar. Atatürk’ün düşünce ve davranışları hiç hoşgörüsü olmayan adeta bir dayatma şeklinde topluma sunulur. Atatürkün salon kişiliği , opera sevgisi, çatal bıçakla sofra adabı ön plana çıkarılır. Onun köylüyle, develerin yanında bagdaş kurup sohbet edişi, belkide ekmeği onlarla paylaşıp yiyişi, Rumeli türkülerine olan tutkusu pek gündeme getirilmez. Bu görüşte," Atatürk"te vardır "Gazi Mustafa Kemal" de, ama eksik olan “Mustafa” dır.
Ataturk’ün Türk kadınının giyimi konusundaki düşünce ve eylemleride, aynen diğer konular gibi, özü anlatılmadan, onun ne demeye çalıştığı sorgulanmadan, her iki görüş tarafindanda coğu zaman kendi düşuncelerinin haklılığını ispat etmek için kullanılmıştır.
Aşağıda Atatürk’ün “Türk Kadını”nın giyimi konusunda ki söylev ve demeçlerinden kaynak göstererek bir derleme sunuyoruz. Bizim bunlara ilave edeceğimiz tek yorum, Atatürk’ün bu konudaki düşuncelerinin özünü anlamaya çalışmak için çaba gösterme zorunluğu olduğudur. Yazının sonunda Atatürk’ün hayatında önemli yeri olan bazı hanımların değişik mekan, zaman ve çevrelerdeki resimlerini koyduk. Bu konudada yorumu okuyucuya bırakıyoruz.
Cem Özmeral
8 Mart, 2011
Dublin,Ohio
Atatürk'ün Türk Kadınlarının Giyimi Hakkındaki Düşünceleri
Atatürk, 31 Ocak 1923 tarihinde İzmir Eski Gümrük binasında halk ile yaptığı konuşmada şunları belirtmektedir :
"Kasaba ve şehirlerde yabancıların dikkati ençok örtünme şekli üzerinde toplanıyor. Buna bakanlar kadınlarımızın hiçbirsey görmediklerini sanıyor. Bununla beraber din gereği olan örtünme, kısaca belirtmek gerekirse, denebilir ki; kadınların sıkıntı çekmesine yol açmayacak ve adaba aykırı olmayacak şekilde basit olmalıdır. Örtünme sekli kadını hayatından, varlığından tecrit edecek bir şekilde olmamalıdır."
Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, II. Cilt,s. 87
21 Mart 1923 tarihinde Konya Hilaliahmer Kadinlar Subesi'nin tertip ettigi çay ziyafetinde söyle söylüyor:
"Muhterem Hanımlar, düşmanlarımızı aldatan bu dış görüntü bilhassa kadınlarımızın seklinden, giyim tarzından ve örtünme seklinden kaynaklanıyor. Onların aldanmalarına yol açan diğer bir nokta da yabancılarla temas edebilecek mevkide bulunan kadınlarımızın tavır ve hareketlerinin millî tavır ve hareketlerimizin timsali olmayıp, belki Avrupa tavır ve hareketlerinin taklitçisi olarak görülmesidir. Filhakika, memleketimizin bazı yerlerinde, en ziyade büyük şehirlerinde giyim tarzımız, kıyafetimiz bizim olmaktan çıkmıştır. Şehirlerdeki kadınlarımızın giyim tarzı ve örtünmesinde iki sekil tecelli ediyor; ya ifrat, ya tefrit görülüyor. Yani ya ne olduğu bilinemeyen, çok kapalı, çok karanlık bir dış görünüm gösteren bir kıyafet, - veyahut Avrupa'nın en serbest balolarında bile dış kıyafet olarak arzedilemiyecek kadar açık bir giyim. Bunun her ikisi de seriatin tavsiyesi, dinin emri haricindedir. Bizim dinimiz kadını o tefritten de, bu ifrattan da tenzih eder. O şekiller dinimizin muktezası değil, muhalifidir. Dinimizin tavsiye ettiği tesettür hem hayata, hem fazilete uygundur. Kadınlarımız seriatin tavsiyesi, dinin emri mucibince örtünselerdi, ne o kadar kapanacaklar, ne o kadar açılacaklardı. Dinî örtünme, kadınlar için zorluk çıkarmayacak, kadınların toplum hayatında, ekonomik hayatta, çalışma hayatında ve ilim hayatında erkeklerle ortak çalışmalar yapmasına mani bulunmayacak bir normal şekildedir. Bu normal sekil, toplumumuzun ahlak ve terbiyesine aykırı değildir."
"Giyim tarzımızı ifrata vardıranlar, kıyafetlerinde aynen Avrupa kadınını taklit edenler düsünmelidir ki, her milletin kendine mahsus ananesi, kendine mahsus adetleri, kendine göre millî hususiyetleri vardır. Hiçbir millet aynen diğer bir milletin mükallidi olmamalıdır. Çünkü böyle bir millet ne taklit ettiği milletin aynı olabilir, ne kendi milliyeti dahilinde kalabilir. Bunun neticesi şüphesiz ki hüsrandır."
"Bizim örtünme meselesinde nazarı itibare alacağımız şey, bir yandan milletin ruhunu, diğer yandan hayatın icabatını düsünmektir. Örtünmedeki ifrat ve tefritten kurtulmakla bu iki ihtiyacı da temin etmiş olacağız. Giyim tarzımızda milletin ruhi ihtiyacını tatmin için, İslam ve Türk hayatını başlangıçtan bügüne kadar layıkıyla tetkik ve etrafıyla açıklamamız lazımdır. Bunu yaparsak görürüz ki, şimdiki giyim tarzımız ve kıyafetimiz onlardan başkadır, lakın onlardan daha iyidir diyemeyiz. Bizim kadın hayatımızda, kadının giyim tarzında yenilik yapmak söz konusu değildir. Milletimize bu hususta yeni şeyleri bellettirmek mecburiyeti karşısında değiliz. Belki ancak dinimizde, milliyetimizde, tarihimizde zaten mevcut olan beğenilir adetlere uygunluğu sağlamak mevzübahş olabilir. Biz başlıbaşına ferden her türlü şekilleri tatbik edebilir, kendi zevkimize, kendi arzumuza, kendi terbiye ve seviyemize göre istediğimiz kıyafeti şeçebiliriz. Ancak bütün milletin sayanı kabul göreceği şekilleri, bütün milletin hayatında uygulanması mümkün olan kıyafetleri herhalde genel temayülde aramak ve o şekillerin gerçekleşmesini de genel temayüle uygunlukta görmek lazımdır. Bazı milletlerin zevk alemlerini memleketimizde tatbike kalkmak süphesiz ki hatadır. Bu yol toplum hayatımızı feyz ve fazilete ulaştırmaz."
"Daha selametle, daha dürüst olarak yürüyeceğimiz yol vardır. Büyük Türk kadınını mesaimizde müsterek kılmak, hayatımızı onunla birlikte yürütmek, Türk kadınını ilmi, ahlakî, içtımai, iktisadi hayatta erkeğin ortağı, arkadaşı, yardımcısı ve destekçisi yapmak yoludur. Eğer kadınlarımız dinin tavsiye ve emrettiği bir kıyafetle, faziletin icabettirdiği hareket tarzıyla içimizde bulunur; milletin ilim, sanat, içtımaiyat hareketlerine iştirak ederse bu hali, emin olunuz; milletin en mütaassibi daha takdir etmekten geri duramaz. Bilakis o halin aleyhinde söylenecek sözlere karşı, belki önün müteşebbislerinden daha fazla savunucusu olur."
Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, 11. Cilt, s. 149-151
"Gezilerim sırasında köylerde değil özellikle kasaba ve şehirlerde kadın arkadaşlarımızın yüzlerini ve gözlerini çok sıkı ve özenle kapatmakta olduklarını gördüm. Özellikle bu sıcak mevsimde bu durumun kendileri için mutlaka işkence ve iştirap nedeni olduğunu tahmin ediyorum. Erkek arkadaşlar bu biraz bizim bencilliğimizin eseridir. Çok namuslu ve dikkatlı olduğumuzun gereğidir. Fakat saygıdeğer arkadaşlar, kadınlarımız da, bizim gibi anlayışlı ve düsünceli insanlardır. Onlara ahlakla ilgili kutsal kavramları aşılamak, millî ahlakımızı anlatmak ve onların beynini ışıkla, temizlikle donatmak esası üzerinde bulunduktan sonra fazla bencilliğe gerek kalmaz. Onlar yüzlerini dünyaya göstersinler. Ve gözleriyle dünyayı dikkatle görebilsinler. Bunda korkulacak bir şey yoktur."
Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, II. Cilt, s. 211.
"Bazı yerlerde kadınlar görüyorum ki başına bir bez veya bir peştemal veya buna benzer bir şeyler atarak yüzünü gözünü gizler ve yanından geçen erkeklere karşı ya arkaşını çevirir veya yere oturarak yumulur. Bu tavrın anlamı ve işareti nedir? Baylar uygar bir millet anası, millet kızı bu garip şekle, bu vahşi duruma girer mi? Bu durum, milleti çok gülünç gösteren bir görüntüdür. Derhal düzeltilmesi gerekir."
Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, II. Cilt, s. 217
"Bizim kadınlarımız, bazı yerlerde Avrupa kadınlarını bile gıptaya sevkedecek kadar ilerlemişlerdir ve eğer kadınlarımız yalnız bu yönü düsünür ve yalnız sıklıkta, zerafette Avrupa kadınlarını bile geçmeyi amaç kabul ederse kadınlık hayatında, dolayısıyla bütün milletin hayatında varmak istediğimiz mutlu inkılaba ulaşmakta kolaylık sağlayamayız."
"Kadınlık meselesinde dış görünüş ve kıyafet ikinci derecededir. Asıl mücadele alanı, kadınlarımız için görünüş ve kıyafette başarıdan daha çok, asıl başarılı olunması gereken alan ışıkla, kültürle, gerçek faziletle süslenmek ve donanmaktır. Ben saygıdeğer hanımlarımızın Avrupa kadınlarından daha aşağıda kalmayacak, tersine pek çok yönlerde onların üstüne çıkacak ışık ve kültürle donanacaklarına kesinlikle kuşkü duymayan ve buna kesinlikle emin olanlardanım."
Image:
ATATÜRK'ÜN ENDER BIR RESMİ VE AÇIKLAMASI
ATATÜRK'ÜN ENDER BIR RESMİ VE AÇIKLAMASI
Intenet ve e-mail ile haberleşme çıktığından beri özellikle Atatürk'ün resimleri hemen hergün bu iletişim araçlarını kullanan tarafından arkadaşlarına ve tanıdıklarına yollanmaktadır. Bazen birisine orijinal gelen bir resim yada albüm yollandığı alıcının belkide defalaraca gördüğü bir resim yada bilgi olabiliyor. Örneğin benim bilgisayarımda yirmi bine yakın resim ve albüm var, bunlarin bin kadarı da Atatürk ile ilgili. Bu nedenle yukardaki resim gibi Atatürk ile ilgili ilk defa gördüğüm orijinal bir fotoğraf bir e-mail ekinde bilgisayarıma gelince bayağı heyecanlanıyorum.
Resim , İsviçrede yaşayan emeritus Profesor Azmi Güran tarafından bir arkadaşına yada akrabasına yollanmış ve ondan sonrada alıcı tarafından birkaç defa değişik adreslere iletilmiş. Iletilirkende, konu kısmına: "Rakı masasındaki Cumhurbaşkanına halkın ilgisi.", metin kısmınada ":"Atanın etrafını saran yüzlerdeki ilgiye, muhabbete, sevgiye, hayranlığa bakın... Böylesini hangi yöneticiye karşı gördünüz halkın yüzünde son zamanlarda? İnanılmaz değil mi? İnanılmaz olan bir başka şey de; Atatürk'ün etrafında koruma görevlisi bulunmayışı.
(aslında 15 milyonluk Türk milletinin her bireyi onun korumasıydı.)"denmiş.
Resim gerçekten orijinaldi, daha önce hic görmemiştim. Yapılan yorumun altına, başlığı hariç bende imzamı atabilirdim. Bu resim nerede , ne zaman çekilmişti, bunları araştırmak ve bulmakta kendi kendime yüklediğim bir görev oldu. Ben buradaki tabloya, Ataturk'ün rakı masası diyemem. Atatürk'ün resimdeki Efe'lerle konuşurken oturduğu masada iki kadeh rakı ve kendisine eşlik ettiği anlaşılan bir arkadaşı yada yetkili görünüyordu. Ama burada rakı kadehi tamamen ikinci planda kalıyor. Arka planda tuvaletli hanımlar, smokinli beyler buranin bir balo salonu olduğunu gösteriyordu. Atatürkün etrafında onu hayranlıkla gözünun içine bakarak dinleyen efeler, belliki bu baloda gösteri yapmış olan , bir folklor gurubu, kıyafetlerine bakarsanızda bir Zeybek gurubu. Balo resimlerinde smokinli resimlerini görmeye alıştığımız Atatürk, bu baloya belki son anda katılmaya karar verdiğinden, belki bu onun rahatsızlandığı son zamanlarına rastladığından olacak, yazlık bir kıyafetle gelmiş. Belki burası Dolmabahçe Sarayı, Atatürk rahatsız olduğundan kısa bir süre için ve gösterileri izlemek icin salondaki baloya sonradan gelmiş ve isteği üzerine kendisine bir köşede oturup baloyu izleyebilmesi icin iki koltuk , küçuk bir masa ve iki kadeh rakı getirmişler. Bunlar benim ilk tahminlerimdi , sonradan araştırdığım kadarı ilede çoğu doğru çıkan tahminler. İşte resimle ilgili bulgularım alıntı olarak aşağıda*:
Vals
Kucuk cocuk Ata'nin yazdigi konusmayi okuyor
Ata Bulgar Halk dansinda basi cekiyor
BEYLERBEYİ SARAYI BALOSU*
2 Eylül 1936 günü İstanbul'da yapılan Balkan Folklor Festivali'nden sonra aynı günün gecesinde festivalciler onuruna Beylerbeyi Sarayı'nda bir balo düzenlenmiştir. Atatürk saat 0.2 'de baloya gelmiştir. Atatürk, Türk ve Balkan ekiplerinin çeşitli folklor gösterilerini ilgi ile izlemiş, beğenilerini belirtmiş, sanatçıları kutlamıştır.
Bu arada General Kazım Dirik'e** orada okunmak üzere söylev metinleri dikte etmiştir. Bu metinlerden aşağıya aldığımız birincisi General Kazım Dirik tarafından, ikinci metin de küçük bir öğrenci tarafından okunmuştur.
" Anlatmak ve duymak, anlatabilmek ayrı ayrı maharetler, sanatlardır. Benim anlatmak istediklerim sizin çok sezişIi huzurunuzda hiçbir edebi sanata ihtiyaç bırakmayacaktır sanırım. Onun için sözlerim sizin sıcaklık, dostluk saçan havanız içindeki duygularımın ateşi kadar, parlaklığı kadar heyecanlı olmasa da anladığınızı sanırım. Bunlar, -duyurduğum derecede- benim kalbimin ifadesidir.
Huzurunuzda konuştuğum Balkanlılar, Bulgarlar, Helenler, Romanyalılar, Türkler, Yugoslavyalılar! Siz hepiniz ne kadar birbirinizden ayırt edilmez insanlar olduğunuzu, birbirine girmiş candan arkadaşlık ve samimi yaşayışınızla bir defa daha göstermiş, ispat etmiş bulunuyorsunuz.
Biz Türklerin bu temiz insanlık camiasiyle beraber oluşu, beraber olduğumuzu göstermeye yarayan her vaziyetten ne kadar büyük saadet duyduğumuzu söylemeye hacet yoktur.
Beşeriyette saadet, işte böyle insanoğullarının birbirlerine yaklaşması, insanların birbirini sevmesi, hepsinin temiz his ve düşüncelerini birleştirmesiyle olacaktır.
Bu geceki birleşik vaziyetimiz bu idealin yüksek sevincidir. İşte bunun için ev sahibi olarak bütün kıymetli misafirlerimize derin sevinçlerimi beyan ederim.
Türk kardeşlerim! Sizleri Türkiye Cumhuriyetinin Yirminci Asır dünyasına doğduğu insanlar olarak selamlarım.
Siz :Balkanlı kardeşlerim!
Memleketime, onu kendi evleri gibi bilerek gelmiş olmanızdan ne kadar çok bahtiyarım. Ben Türk çocuğu siz Balkanlıları seviyorum. Siz de beni seviyorsunuz değil mi? Ben işte kollarımı açıyorum size. Siz de bana göğsünüzü açık bulundurunuz. Biz biriz. Bunu bu temiz jestlerimizle evvela birbirimize, sonra bütün dünyaya gösterelim.
Bayanlar, baylar, dans ediyorsunuz; müzik dinliyorsunuz. Bu oyunlardan ve müzikten hoşlandığınız besbelli. Fakat ne oyunun, ne de musikinin nereden geldiğini, insanlar için ne kadar çok eski ve esasi ehemmiyeti olduğunu bilmem ki düşünmek için bir an zihninizi yormak zahmetinde bulundunuz mu? Ben bu hususta sadece dikkat nazarınızı insanlığın bu büyük hakikati üzerine çekmek istiyorum:
a) Hareket, faaliyet, b) İnsanların egosunu yumuşatan, incelten, tanrılara, tanrıçalara unvan olan müzik ... İşte bu iki şey insanlığın medeni hayatında çok büyük amildirler. Başında dans ve. müzik olduğunu inkar etmek mümkün değildir. Dans ve bunu da tahrik eden musiki işte bu medeni insanlığın en büyük damgası.
Bir millet çok şeyde inkılap yapabilir. Fakat musiki inkılabı, milletlerin yüksek tekamülünün beratıdır.
Beylerbeyi sarayında yapılan ve Atatürkün halk danslarına eşlik ettiği balo onun son defa katıldığı ve dans ettiği balo değildir. Ölümünden sekiz ay önce, Bursa'yı son ziyaretinde onuruna düzenlenen baloda yapılan valsi yarıda keserek, zeybek oynamıştır. Hatta bu konuda son yıllarda bır dokümanter filim çekilmiş ve burada smokin giymiş Atatürk davetlilerin önünde zeybek oynarken gösterilmiştir.
Beylerbeyı balosu ile ilgili olmasada biz burada Atatürkün Zeybek i çağdaşlıştırılıp milli dansımızı olarak sunulması ve Türk kadınlarının eşleri ile birlikte dans etmeleri konusundaki çabasını aşağıdaki alıntı ile göstermeyi uygun gördük.
ATATÜRK VE ZEYBEK OYUNU*
Atatürk , zeybek oyunlarının kreasyonları üzerinde çalışarak, bir salon zeybek oyunu meydana getiren Selim Sırrı Tarcan'ın çalışmalarını da takdirle karşılamış, şu sözleri söylemiştir:
"Selim Sırrı bey zeybek oyunlarına medenî bir şekil vermiştir. Bu eser hepimiz tarafından kabul edilerek, milli ve sosyal hayatımızda yer tutacak kadar tekemmül etmiş ve bedii bir şekil almıştır. Artık Avrupalılara "Bizim de mükemmel raksımız var, diyebiliriz ve bu oyunu salonlarımızda müsamerelerimizde oynayabiliriz.
Zeybek dansı her sosyal salonda, kadınla beraber oynanabilir ve oynanılmalıdır." - İnceleme ve araştırmalarımıza zemin olarak çoğu kez kendi yurdumuzu, kendi tarihimizi, kendi geleneklerimizi, kendi özelliklerimizi ve ihtiyaçlarımızı almalıyız. Bunu başarmak için de ülkemizde; yönetimin hangi kademesinde olursa olsun, her bireyin kendi kültür değerlerini yakından bilmesi ve tanıması gerekir.
Atatürk, Türk Tarih Kurumu, Türk Dil Kurumu gibi yapılanmalarla birlikte Halkevleri’ni kurarak ülkedeki binlerce halk dansı figürünün derlenmesini de önermişti.
O dönemin ünlü sporcu ve halk bilimcilerinden Selim Sırrı Tarcan’a uluslararası etkinliklerde dans etmesi için koreografi siparişi bile verilmişti. Atatürk, Tarcan’dan “Milli hususlarımızı gösteren bir dans dizayn ederek” günlük kostümlerle dans etmesini istemiş; Tarcan da, buna karşılık ünlü “Sarı Zeybek” ve “Tarcan Zeybeği” danslarını yaratmıştır.
Selim Sırrı, Paris’te 1924’te yapılan Olimpiyat Oyunları’nda zeybek oynadı, daha sonra bu dansı geliştirerek Atatürk’ün istediği forma soktu. Ardından, zeybek danslarından esinlenerek yaptığı koreografiyi, İzmir Kız Muallim Mektebi’nin konferans salonunda okulun öğretmenlerinden Mualla Hanım ile birlikte Atatürk’ün huzurunda sergiledi.
Atatürk, gösteri bittiğinde yaptığı konuşmada şöyle demişti: Hanımefendiler, Beyler! Selim Sırrı Bey raksını ihya ederken ona bir şekl-i medeni vermiştir. Bu sanatkar üstadın eseri hepimiz tarafından seve seve kabul edilerek milli ve içtimai hayatımızda yer tutacak kadar tekemmül etmiş, bedii bir şekil almıştır. Artık Avrupalılara, bizimde mükemmel bir raksımız var, diye biliriz ve bu oyunu salonlarımızda, müsamerelerimizde oynayabiliriz. Zeybek dansı bu yeni şekli ile her içtimai salonda kadınlarla beraber oynanabilir ve oynanmalıdır”.
Ataturk zeybek oynuyor
Yukardaki alıntılardan da görüleceği gibi Atatürk halkını ve aslında bütün insanları çok seven bir kişi. Bana gönderilen resimde Atatürk'ün yüzünü göremiyoruz ama, onu dinleyen efelerin yüzüne bakınca adeta Atatürk'ün yüz ifadesi onların yüzüne bir ayna ile yansıtılmış. Bu ifadedede, Cumhurbaskanı olduğu için kendini yüksek gören ve insanlara tepeden bakan ve hitap eden bir görüntü hiç yok . Tam aksine kendisini dinleyenlere onları rahatlatan, " bende sizden biriyim" diyen, babacan, sevecen, insancıl bir ifade var. Ayni zamanda bir ,öğretmen gibi vatandaşlarına onların bilmedikleri şeyleri gösteren, yeniliklere açık, sanatı, dansı ve müziği seven ve sevdiren, insanların bu konulardaki tercih ve geçmişlerine ayrıcalık yapmadan saygi gösteren ama milli değerlerimizi hep en önde tutan bir kişiligin yansımasını efelerin gözlerinde okumak mümkün.
Atatürk'ü büyük yapan en büyük özelliğide onun insan'a olan sevgi ve saygısı degilmi?
Cem Özmeral
28 Şubat 2011
Dublin, Ohio
* http://www.tufak.org.tr/ataturkhalkbilimi.html
**Resimde Atatürk'e eşlik eden arkası dönük beyaz gömlekli kişiyi tanıyamadım, ama Atatürk'un hemen arkasında oturan kişinin arşiv ve kitaplarımdan çıkardığım kadarı ile Kazım Dirik olduğunu zannediyorum.